Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”


Yazar Rumuzu: zerender8387

Eser Sıra Numarası: 23022026eser15




                                                   TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İNSAN KALABİLMEK…

Çağlar boyunca insanoğlu olarak icat ettiğimiz her araç, yaptığımız her buluş aslında biyolojik duvarlarımızı aşma, hayallerimizin peşinde koşma, doğayı ve evreni keşfetme çabamızın birer yansıması değil miydi? Tekerlek bacaklarımızın uzantısı, mikroskop gözlerimizin derinliği, teleskop ufkumuzun sınırsızlığı ve nihayetinde bilgisayar ise hafızamızın kalesi olmadı mı? Ancak bugün geldiğimiz noktada bilişim teknolojisi alanında kapımızı çalan yapay zeka sadece bir araç değil adeta zihnimizin metalik bir yankısı, dijital bir ikizi gibi hayatımızın başköşesine kurulmuş vaziyette.

​ Şu an yapay zeka yaşamımızın her sahasına ve safhasına tıpkı bir sabah sisi gibi yayılmış olarak her yerde ama çoğu zaman da görünmez sihirli bir el gibi. Akıllı telefonunuzun ekranını yüzünüzle açtığınızda bir e-ticaret sitesi tam da ihtiyacınız olan o kitabı veya teknolojik aleti karşınıza çıkardığında veya navigasyon sizi trafiğin labirentinden çekip aldığında arka planda devasa bir dijital beyin harıl harıl çalışıyor. Aynen bir film çekiminde veya tiyatro oyununda sahne arkasında çalışan ekip gibi.

​ Yapay zekâyı akıllı, dijital bir araçtan ziyade devasa bir veri denizinde yol alan bir kaptan gibi düşünelim: Biz ona nereye gitmek istediğimizi söylüyoruz o ise milyonlarca olasılığı saniyeler içinde tarayıp rotayı çizip önümüze seriyor. Ancak bu kaptan denizin kokusunu alamıyor, manzaranın tadına varamıyor, yolcuların ve tayfanın heyecanını, sevincini ve hüznünü paylaşamıyor. Sadece sayıları ve algoritmaları hesaplıyor. Tek hedefi kazasız belasız gemiyi rotaya göre limana götürmek.

Yapay zekanın dünyamızdaki asli görevi, insanın yerini alan bir ikame aracı değil; insanı tamamlayan, onun ihtiyaçlarını gideren bir asistan olmaktır. Bir marangozun elindeki çekiç kendi başına bir masa yapamazsa, yapay zeka da yaratıcılığımızın yerini almamalı, aksine o masayı daha pürüzsüz yapmamızı sağlayan en keskin aletimiz haline dönüşmelidir. Hayalleri biz kurmalı o ise bu hayallerin teknik yükünü ve karmaşık hesaplamalarını bir köle sadakatiyle sırtlanmalıdır. Hayatımızın, mesleğimizin, ilişkilerimizin ve iletişimimizin planını ve programını bizler yapmalı o bizim önümüze ışık tutmalı, ufkumuzu açmalıdır.

​ Bunların yanı sıra bu teknoloji harikası ve insanoğlunun son mucizesi bir termometre hassasiyetiyle gerçeği ölçmeli ancak o gerçeğin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna dair son kararı daima insanın aklına ve vicdanına bırakmalıdır. Eğer toplumsal adaletsizlikleri sadece verilere bakarak meşrulaştıran soğuk bir makineye dönüşürse, bu teknolojik bir ilerlemeden ziyade insani bir gerileme olur. İnsan bu dijital fırtınanın içinde her zaman ahlaki pusula olarak kalmalı, yapay zekâyı ise zamanın paslı kilitlerini açan bir anahtar olarak kullanmalıdır. O, ruhsuz ve rutin işlerin yükünü bizden almalı ki bizler sanata felsefeye ve birbirimize vakit ayırarak yeniden insan olduğumuzu hatırlayabilelim.

Düşünün ki bir doktor, onlarca röntgen filmini incelemek, yüzlerce tahlili gözden geçirmek zorunda. Göz yorulur, dikkat dağılır, zihin bulanır, vakit daralır. Yapay zeka burada dijital bir dedektif; verilen görevi saniyeler içinde çözen bir sihirbaz; acıkmayan, yorulmayan ve uyumayan bir asistan gibi devreye girip milimetrik bir tümörü saniyeler içinde tespit edebilir. Ancak o hastanın elini tutup ona "Korkma, yanındayım!" diyecek olan, o teşhisin duygusal yükünü ve sorumluluğunu taşıyacak olan yine doktordur, yine insandır. Yapay zeka teşhisi, insan ise şifayı üstlenmelidir.



Bugün okullarda ve eğitimde yalnızca kodlama öğretir empatiyi ıskalarsak gelecek nesli de makineye dönüştürmüş olmaz mıyız? Sadece algoritmadan bahsedip adaleti teğet geçersek bu cennet gezegeni cehenneme çevirmiş olmaz mıyız? Sürekli hıza odaklanır sevgiye zaman ayırmazsak yarının bahçelerine nefret tohumları ekmiş olmaz mıyız? Hep akademik bilgiyi hedefler hikmeti unutursak; maddeyi düşünüp manayı kaybedersek ruh dünyamızı çöle döndürmüş olmaz mıyız? Zira yarınları inşa edecek olanlar soğuk makineler değil vicdanlı, yürekli ve ahlaklı insanlar değil midir?

Daima hatırımızda tutmamız gereken bir hakikat vardı: Yapay zeka, ne bir canavar ne de sihirli bir değnektir. O, bizim elimizle yazdığımız devasa bir matematik şiiridir. Eğer bu şiirin anlam kazanması için satır aralarına merhamet, sorumluluk, ahlak ve iyilik serpiştirmezsek geleceğimizi karartırız. Eğer bu buluşu bir efendi gibi baş tacı ederek onun kölesi olursak kendi irademizi paslandırır, kendi yaratıcılığımızı sınırlandırır, insani yönümüzü devre dışı bırakmış oluruz. Ancak onu zekâmızı cilalayan bir taş gibi kullanırsak, insanlık tarihinde yeni bir rönesans ve parlak bir gelecek başlatabiliriz.

Yapay zekanın gelecekte cebimizde taşıdığımız dar bir dünyadan ziyade, insanlığın rüyasını ve potansiyelini yıldızlara taşıyan bir fırlatma rampası işlevini üstlenmesi elzemdir. Zira Günümüzde en gelişmiş algoritma bile bir çocuğun gülüşündeki anlamı, bir ananın duasını, bir öğretmenin fedakarlığını ve bir dostun samimi desteğini hesaplayamaz. Teknoloji dediğimiz bu buz gibi dünya güzel bir şiirin kalbe dokunan hüznünü hissedemez, bir çiçeğin kokusunu alamaz, akan bir gözyaşını silen bir elin sıcaklığını veremez, insanların derdine ve sevincine ortak olamaz.

Sözün özü şudur ki bizim vazifemiz, bu güzellikleri, hisleri ve maneviyatı koruyarak bilgiyi ve teknolojiyi insanın hizmetine sunmaktır. Nihayetinde geleceğimiz teknolojinin ve yapay zekanın değil insani değerlerini muhafaza edebilenlerin ellerinde yoğrularak şekillenmesi için bu çağda önce insan kalabilmeyi öğrenmeliyiz.





önceki eser / sonraki eser