Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”

 Yazar Rumuzu: berrinovic5858

 Eser Sıra Numarası: 23022026eser12




                                                                     KURTULUŞ mu, SON mu?

Yapay zekânın ne olduğu hakkında toplum olarak az veya çok bilgimiz var. “Bilgisayar sisteminin insan benzeri işlevleri taklit etmesi” şeklinde tanımlanıyor. Günlük kullanımı arkadaşınıza tek tıkla mesaj yazmak kadar kolay. Çevrenizde muhakkak görmüşsünüzdür, şunu bunu yapay zekâya sorayım diyen parlak fikirlileri. Pekâlâ gerçekten büyütülmemesi gereken, insanlığı ilerletecek, yaşamı kolaylaştıran bir buluş mu; yoksa bunlar sadece buzdağının görünen kısmı mı? Eriyecek buz dağı kaldıysa!

Yapay zekânın topluma mâl olması aslında son 5 yılda gerçekleşti. Yapay zekâ ile üretilen sosyal medya mizahları, kompozisyonlar, şarkılar, animasyon filmleri... Bazıları çıtayı aşıp mahkeme salonuna yapay zekâ avukatları bile getiriyor. Eğlenceli duruyor değil mi? Gerçekte var olmayan bilişsel bir düşünce ile etkileşim kurma fikri insanları sanırsam fazla heyecanlandırıyor. 12 bin yıl boyunca insanlık başka zeki bir formla karşılaşmadı ve en sonunda kendisi bu “zeki” formu yarattı. Kendi hayal gücünü tüm ışığıyla kullanmak yerine ödevini birkaç saniyede yapay zekâya yaptırmak da işin kolayı tabi. Lâkin bu bir fayda mı? Düşünceyi zihnimize gömüp bu karanlıktaki çıkış olarak yapay zekâyı mı görüyoruz?

Sorumluluğumuzda olan ve fikirlerimizi gerektiren her görevimizi yine kaynağı insanların fikirleri olan bir robottan mı bekleyeceğiz? îş planlamaları, borsa hareketleri, okul ödevleri ve hatta sanat içerikleri. Bunların “yapay zekâ” tarafından halledilmesi insanlığımızdan en tutkulu olan parçayı götürüyor. Yaratıcılık. Bir insan üretmiyor, söylemiyor, haykırmıyor ise yaşamasının hayvanınkinden farkı hiçbir şeydir. Yapay zekânın faydaları dediğimizde işlerimizi bitirmesinden veya bizim için küçük araştırmalar yapmasından bahsediyorsak bu insanlığa fayda sağlamaktan çok bizi yaşayan ölülere dönüştürüyor.

Yapay zekânın küresel çaptaki zararları bizim birkaç saatlik hobilerimizden çok daha müstahak. Veri merkezleri küresel enerjinin %4,5 oranında bir payını kullanıyor. Karşılaştırma açısından, bütün egzozlu araçların küresel enerjideki karbon emisyon payı %3. Geleceğimizi resmen ateşe atıyoruz. Sanatçıların, eğitimcilerin, profesörlerin ve hatta sizin; evet kanepenizde oturan sizin tüm verilerinizi izinli izinsiz kullanması da cabası. Kaç tabloyu, kaç makaleyi, ne kadar kişisel veriyi kullandığını kendi geliştiricilerinin bile bilmediği bir şeye güvenmemeliyiz. İnsanlardan resmen çalarak oluşturduğu düşünce bulutuna kaynak mı sağlayacağız? İnsana bu rahatlığı vermesi de tembelleştiriyor en nihayetinde. Verimsiz işler de açığın kapatılmasını gerekli kılıyor. Hayatınızın her alanında yerinizi doldurmak için kendisini katlayarak geliştiren bir insanın varlığı sizi ne kadar korkuturdu değil mi? Duyguların düşüşüne zemin hazırlayan bu modern dünyada yerimizi kaptırmamalıyız.

“Yapay zekâ bir gün insanın yerini alabilir mi?” günümüze kadar gelen bu serüvende herkesin aklındaki en büyük sorudur eminim. Bu sorunun cevabı ise sorunun içinde saklı: İnsan. Yapay zekâ Bob Ross gibi resim yapıp The Beatles gibi notaları şahesere dönüştürebilir mi? Stan Lee gibi süper kahramanlar yaratabilir mi? Yapay zekânın prensesleri Cindirella gibi çocukların düşünde yer edinebilir mi? Çaykovski kadar iyi besteler yapabilir mi? Chirstopher Nolan gibi iyi filmler çıkarıp, Kafka kadar iyi yazabilir mi? Cevap hepsinde hayır. Çünkü hissetmiyor, yaşamıyor, var olmuyor. Ancak insanlar hisseder, bağlanır, üretir, risk alır, hayal eder, feda eder, kurtarır, korur, birleşir, âşık olur. İnsanlar sever. Sevgi ise taklit edilemez. Sevgiyi ve sevmeyi hiç unutmayın.







önceki eser / sonraki eser