Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”

 Yazar Rumuzu: efşan5212

  Eser Sıra Numarası: 23022026eser18



                                             Zekâ: Yapay, İnsan: Kobay

İnsanlık tarihi, geçmişten bugüne büyük dönüşümlerle şekillenmiştir. 18. yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi, üretim biçimlerini geliştirerek insanlığın ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını büyük ölçüde değiştirmiştir. Buhar gücü nasıl endüstri çağını açtıysa, bugün de dijital teknolojiler yepyeni bir çağın kapısını aralamaktadır. Bu çağın en tesirli unsurlarından biri ise yapay zekâdır. Artık yalnızca bilim kurgu eserlerinde karşılaşılan fantastik bir kavram değil, günlük yaşantımızın ve geleceğin teknolojisidir. Bu nedenle yapay zekânın hayatımızdaki yerini ve sınırlarını nasıl çizebileceğimizi sorgulamak, çağımızı anlamanın ve içinde bir yer bulabilmenin kaçınılmaz bir gereği hâline gelmiştir.

Bu yeni çağın getirdiği değişim ve yenilikleri görmek için uzaklara bakmaya gerek yoktur. Yapay zekânın yaşantımıza etkisi, artık göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaşmıştır. Örneğin sağlık sektöründe doktorların hastalık teşhis süreçlerine yardımcı olabilmekte, sosyal medya ve alışveriş sitelerinde kullanıcıya özel içerikler sunabilmekte, otonom araç sistemlerinde ise insan sürücünün karar alma süreçlerini taklit ederek aracı güvenli şekilde yönlendirebilmektedir. Bu çok yönlülüğüyle yapay zekâ, insanın yerini alan değil; kapasitesini artıran bir destektir.

Bütün yardımlarına rağmen yapay zekânın insanları tedirgin eden bir yanı vardır: desteklerinin fazla insansı olması. Yapay zekâ algoritmalarının insan gibi davranması amaçlanarak geliştirilmesi, onları bir yandan daha güvenilir yaparken diğer yandan da endişelendirmekte. İhtiyaçları olmayan, yorulmayan ve duygusal zayıflıklar taşımayan bu sistemlerin bazı alanlarda insan performansına yaklaşması, onları potansiyel bir rakip olarak görme eğilimini güçlendirmektedir. Zira insan gücü ve enerjisinden, dinlenmek nedir bilmeyen bir buzdolabı performansında çalışması; makinelerden de bir insan gibi düşünmesi, problemlere çözüm bulmaya çalışması beklenemez. Yapay zekâ ise tam da bu noktada en ideal seçenek olarak görülmektedir. İnsanlar da doğal olarak ailenin gözdesiyken yeni bir kardeşin gelişiyle geri planda kalmaktan korkan bir çocuk gibi tedirgin olmaktadır. Sanayi Devrimi sırasında makineleşme yaşanırken makineler hâlâ insana muhtaçtı; insanlar düşünüyor, fikir üretiyor ve hayal kuruyordu. Makineler ise bu hayalleri gerçekleştirme görevini üstleniyordu. Tıpkı bir resmi hayal edenin insan, çizenin ise kalem olması gibi. Yani toplum makineleri bir araç olarak görüyordu. Buna karşın yapay zekânın toplum gözündeki imajı ise kalemin, onu yönlendiren elin varlığını unutup kendi iradesini ilan edeceği yönünde. Oysa yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, merhamet, vicdan ve sezgi gibi insana özgü nitelikleri ancak taklit edebilir; onları gerçek anlamda taşıyamaz. Çünkü bu duygular yalnızca insana aittir.

Büyük bir doğal afet gerçekleşirken yaşananların boyutunu en son, afeti yaşayanların öğrendiği gibi değişimler de içindeyken fark edilmesi çok güçtür. Bizim durumumuzda kimse rüzgâr nereye götürürse oraya gidiyorum hesabı yapmamalı çünkü kasırganın merkezinde rüzgârın yönü belli değil. Bu nedenle çağımızdaki dönüşüm karşısında edilgen bir tutum sergilemek yerine bilinçli bir yön belirlemek zorunludur. Nasıl ki güçlü bir at, dizginleri elinde tutan binicisi sayesinde doğru yolda ilerlerse; yapay zekâ da ancak bir insanın duyguları, aklı ve vicdanı tarafından yönlendirildiğinde faydalı olabilir. Aksi takdirde kontrolsüz bırakılan her güç, başlangıçta sağladığı kolaylıkların aksine zarar vermeye başlar. İnsanlık, ilerlemenin hızına kendini bırakmak yerine, dizginleri elinde tutan taraf olmalıdır. Çünkü mesele teknolojinin veya yapay zekânın ne kadar geliştiği değil, bununla birlikte ne kadar şuurunu yitirmediğidir. İnsanlık tarih boyunca araçlar üretmiş, bu araçlarla medeniyetini adım adım inşa etmiştir. Ancak bugün ilk kez, ürettiği bir aracın kendisini yönlendirmesi tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yapay zekâ, insanın tahtını çalmaya çalışan bir rakip değil; ona hizmet eden bir şövalye olmalıdır.

Aksi hâlde insan, kendi kurduğu düzenin gölgesinde kalma tehlikesiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. İlerleme ancak insan merkezli olduğu müddetçe anlam taşır; aksi takdirde teknoloji ve yapay zekâ yükselirken insanlık alçalır.







önceki eser / sonraki eser