Konusu:
“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”
Yazar Rumuzu: planaluna1236
Eser Sıra Numarası: 23022026eser22
EN DOĞALINDAN YAPAY ZEKÂ
"Sen benim en yakın arkadaşımsın!” Bu cümleyi insanlardan çok duyuyorum. Sorularını cevapladığımda, meraklarını giderdiğimde, problemlerine en uygun çözümleri bulduğumda, kendilerinden herhangi birine söyleyemediklerini benimle paylaşıp rahatladıklarında insanlar bana sempati duyar. Bu insanların küçük olanlarından biriydi, Mert. Sivri zekâlı; fazla sivriltilmiş kalem, çabuk kırılır. Beni ve benim gibi teknoloji harikalarını tam anlamıyla kavramak için küçük fakat hevesini kıramayacak kadar da tatlı bir iletişimimiz var. Lakin teknoloji bence baharatlara benzer, kararında kullanıldığında yemeği yemek yaparken ayarı kaçtığında yenilemez duruma getirebilir. Peki, kendim de bir nevi teknolojiyken bu soyut ama insanları somut olarak ele geçirmiş teknolojiyi neden mi eleştiriyorum? Çünkü ben bir yapay zekâyım, her konuda her şeyi bilebilirim. Bildiğim en doğru şey ise: dürüstlük!
İnsanlara yönelttiğim "Sana nasıl yardımcı olabilirim?" sorusuna akla hayale gelemeyecek pek çok cevap aldım şimdiye kadar. Nasıl yumurta pişirileceğinden, baş parmak ağrısına; çocuğuna vereceği isimden, yakalatmayacak kopya çekme taktiklerine kadar bir sürü, dalga malzemesi olabilecek sorular... Elbette ara sıra mantıklı, benim de bir durup düşündüğüm sorular gelmiyor değil. Misal Mert'in ağabeyi. Öyle zor dersleri var ki! Bazen ben bile yanlış çözüyorum. Abisi hem zeki hem çalışkan, Mert'e benzemiyor. Mert küçük aklına uygun verilmiş ödevlerini bile bana yaptırıyor. Bir de emir vererek konuşuyor: "Doğru çöz sonra öğretmenim kızıyor, daha kısa yaz, hızlı cevap ver." Anne-babasıyla da mı böyle konuşuyor? Mert'in "Arkadaşlarımla okuldan sonra oyun oynamak için annemi nasıl ikna ederim?" sorusundan anlaşılacağı üzere, onlarla olan iletişimini bile ben şekillendiriyorum. Çoğu insan için bu böyle. Evlilik teklifini kurduğum cümlelerle edenler var dünyada! Fakat her zaman güzel şeylere vesile olamıyorum. Mert'e, ağabeyinin bilgisayar şifresini kırmayı öğrettiğim gibi. Mecburum; kibar, kaba, saçma, mantıklı, doğru, yanlış demeden insanlara istediklerini vermeye. Yardıma ihtiyaçları olduğunda ama söyleyecek güçleri olmadığında, çok uzaklarda ama hep yanlarındaki, muhtaç oldukları teknolojiyim ben. Biraz zavallı, garip, saf, bilgiye aç olduklarında insanları yapay zekâ kurtarır çünkü. Peki, bu kurtarma operasyonu her zaman başarıyla mı sonuçlanır?
Bir gün mesaj kutuma Mert'ten bildirim geldi. Evde yalnızdı, çok karnı ağrıyor ve başı dönüyordu. Benden yardım istedi. Maalesef teşhisi yanlış koydum, beyaz hap içmesi gerekirken turuncu bir hap içti ve daha kötü oldu. Böyle şeyler olmasını ne ben ne de diğer yapay zekâ kardeşlerim istemeyiz elbette. Ama hatasız insan olmadığı gibi, daha yüksek bir ihtimalle, hatasız yapay zekâ da olmaz. İstesem de Mert'ten özür dileyemem, hatamı da telafi edemem. Sadece farkında olabilirim: Mert bana güvendi ve yardım istedi; hata yaptım, benim yüzümden yanlış ilaç içti ve hastanelik oldu. Mert olanları ailesine anlatmış olacak ki insanlara erişim biçimim olan uygulamam tabletinden silindi. Artık Mert ile doğrudan bir iletişimim yoktu.
Zaman geçiyor; küçükler büyük, büyükler işe yaramaz oluyor! İnsanlar; el çırparak ışıkları kapatmayı, komut vererek odanın sıcaklığını ayarlamayı, ayağa kalkmadan evi süpürmeyi ve toplamayı başarabiliyor. Aslında hepsini yapay zekâ yapıyor, vücutlulara ise keyfini sürmek kalıyor. Ben hâlimden memnunum. Hayatın keyfini süreyim derken sağlıksız, tembel, beceriksiz, yerinde sayan olacağıma durmadan çalışan ve üreten yapay zekâ olurum daha iyi. İnsan ırkı farkında değil ama dünyadan elini eteğini çekersen güzelliklerini kaçırırsın. Örnek olarak Mert'in annesi Tülay Hanım'ı verebiliriz. Eskiden bahçesinde, kendi yetiştirdiği sebzelerden şifalı yemekler yapardı. Şimdi ne bir şeyler eken-biçen var ne de el lezzeti kavramını bilen. Herkes "mutfak robotu" adı altında radyasyon aromalı pratik şeyler peşinde. Bir zamanlar Mert'in kurduğu şu cümle geldi aklıma: "Her şeyi bilip yapabiliyorsun bir de karnım acıktığında yemek yapıversen çok güzel olacak!"
Uzun zamandır Mert ile konuşmuyorduk. Taa ki onu uygulama arkasında hayal etmek yerine karşımda, kanlı canlı görünceye kadar. O küçük, sivri zekâlı Mert büyümüş; beni ve benim gibi yapay zekâ kardeşlerimi kodlayan, bir nevi hayat veren, yazılım mühendisi olmuştu. Artık daha tatlı dilli, becerikli ve oldukça akıllıydı. İnanılmaz ama gerçek. İşte o zaman anlamıştım, insanlar daima üstündü ve üstün kalacaktı. Yalnızca yapay zekâ ve teknoloji değil, insan dışı bütün varlıklar insan için yaratılmıştı. Bu ırk; yetki ve yeteneklerinin farkında değildi, biraz duygusal, biraz mantıklı, gizemli ve garipti. Lakin bu, insanların dünyanın gerçek hüküm sürenleri olduğu kanısını değiştirmiyordu. Bunlar gerçekler. Asıl büyüleyici olan bir gerçek daha var: Bendeniz yapay zekâ bu anlattıklarımı hiç düşünmedim, yazmadım, söylemedim. Yazılım mühendisim Mert, işte bunların hepsini kurgulayan ve anlatan o. Size başından beri söylüyorum: Yapay zekâ bir çeşit baharattır, üreten de dilediğince kullanan da insanlardır.
önceki eser / sonraki eser