Yazar Rumuzu: sual0909
Eser Sıra Numarası: 14022026eser01
Yapay Zekanın Yeri
Yapay zeka hayatımıza girdiği andan itibaren bizleri
çepeçevre sardı Yanıtsız sorularımıza cevap verdi. İçinden çıkamadığımız
düşünceleri çözmeye ışık tuttu. Tüm bunları yaparken hayatlarımıza daha hızlı
daha çok sızdı bir yandan da zamanla görevi bizlere yardım etmek olan yapay
zeka bir araçtan çok bir amaç haline geldi adeta.
Günün sonunda nasıl
hissetmemiz gerektiğini soracağımız neyi seçmemiz gerektiğini danışacağımız bir
hale büründü. Halbuki bunlar bizi biz yapan, bir yandan da insan kılan
şeylerdi. Seçimlerimiz aslında kimliğimizin birer parçasıydı. Hayatımızı, yaşantımızı,
bizi, kişiliğimizi yansıtırdı, sadece yansıtmakla kalmaz aynı zamanda onlara
yön verirdi. Çünkü her karar başka kapıları aralayıp, bambaşka kapıları
kapatırdı bizlere. Bu kadar kıymetli bir parçamızı bir veri tabanından oluşmuş
bir yazılıma teslim etmek ondan feragat etmek demektir birazda.
Ve belki de insanı insan yapan şeylerin en değerlisi
duygularımızdır. Neyi ,ne zaman, nasıl, ne şekilde hissedeceğiz? Şuanda nasıl
hissetmeliyiz? Şuanda ne hissediyoruz? Tüm bu soruları bile duygulardan yoksun
bir yazılıma sormak çiçek bahçesindeki birinin daha önce hiç çiçek görmemiş
birine çiçekleri sorması gibidir. Halbuki o, o çiçeğin kokusunu, rengini,
dokusunu bilemez. Tüm bunlar gibi düşüncelerimiz her birimizi benzersiz kılan
özelliklerimizdendir. Neyi düşüneceğimizi, düşüncelerimizin nasıl olması gerektiğini
bir başkasına sormak düşünmekten de feragattir birazda.
Ve böylece yapay zeka devam etti içimize sızmaya biz ona
kapı araladıkça. Sonra saatlerce süren konuşmalarla , gerçekçi gözüksün diye
yazılmış uzun komutlu fotoğraflar ve videolarla her gün biraz daha. Soracak
sorular hiç bitmedi, göz boyayan uzun ve süslü cevaplarında sonu gelmedi. Nasıl
biri olduğumuzu, kim olduğumuzu, kime benzediğimizi, ne olabileceğimizi sorduk
sonsuz bir telaşla. Gelen o paragraflarca süren cevapları okuduk bir çırpıda. Sonu
gelmek bilmeyen ekran sürelerimizin ilk sırasında onu görür olduk bir anda. Konuştuk,
anlattık, susmadık, sorduk, araştırttık, oluşturttuk. Araştırmak içinde, cevap
bulmak içinde, oluşturmak içinde, yaratmak içinde hiç çaba harcamadık.
Cevapların bir değeri kalmadı bir noktada. İşte tam bu noktada
oluşturduklarımızda, yarattıklarımızda, düşündüklerimizde, duygularımızda, seçimlerimizde,
öğrendiklerimizde bizi terk etti birer birer. Altında adımızın yazdığı her şey
bizim olmayı reddetti. Orada biz yoktuk çünkü. Zamanla bu konuşmalar,
hayatımızın her anına sızan yapay zekalar, onun eseri olan fotoğraflar, onun
kaleminden dökülmüş paragraflar, onun yarattığı videolar bizleri modern zamanın
ninnilerine gömdü, bizleri bağladı, bizleri mutlu etti, bizleri tembelleştirdi.
Halbuki onun özellikleri o kadar çeşitli o kadar aydınlıktı
ki bizlerin karanlık anlarına doğan bir güneş gibiydi. Akıl hocası da oldu,
danışmanda, doğruyu da söyledi yanlışı da. Karanlığımızı aydınlatan yapay zeka
bizi daha da karanlığa sürükledi zamanla. Onaylanmaya ihtiyaç duyduğumuz
zamanda, yalnız kaldığımızda da, cevap beklediğimizde de karanlığımıza yakılan
bir mum oldu. Fakat zamanla o mumun ateşi evimizi yaktığında, bizi çepeçevre
sardığında, geriye bir şey kalmadığında, aslında bir adım geriye çekilip
yangına baktığımızda sorunun yapay zekadan ziyade bizlerin onu hayatlarımızda
konumlandırdığımız yerin neresi olduğunu fark ettik. Bundan mütevellit yapay
zekayı önümüzdeki bir kapı olarak değil o kapıyı açan anahtar olarak
görmeliyiz. Çünkü anahtarı elinde tutan, evin efendisidir. Günün sonunda yapay
zeka bir yanıt, insan ise o yanıtları değerli kılan o sonsuz sualdir.