Konusu:
“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”
Yazar Rumuzu: zümrüdüanka0707
Eser Sıra Numarası: 12022026eser01
Enginlerin Ötesinde
İnsan nedir? Daha da önemlisi insan ne zaman “insandır”?
Varoluşumuzun tabiatı gereği ezeli ve ebedi bir benlik sorgusunun denizi içinde sürüklenip dururuz. Enginler hudutsuzdur; dalgalar bazen şefkatle kucak açar bazen hiddetle pençelerini geçirir, karanlıklarına yutmaya çalışır bizleri. İşte buradaki mücadelemiz şahsiyetimizdeki pusu ortadan kaldırır, kimliğimizi berraklaştırır. İnsan, evvela sınayıcı suların kucağında yüzmeyi öğrenir. Bu işte önsezisinin davetkâr rehberliğini kabul ederek muvaffak olmuştur: sakinliğini koruyup uyum sağlayarak. Yüzerek hayatta kalıyordur fakat oldukça konforsuz bir vaziyettedir zira yorgunluk tüm bedenini ele geçirmektedir. Herhangi bir canlının da aynı yöntemle varlığını sürdürmesi mümkündür öyleyse insanı ayıran nedir, ne olacaktır? Akıl âşina bir gülümsemeyle yegâne sahibi insanoğluna göz kırpar. Böylece sudan çıkıp enginlerin ötesine geçme vakti gelmiştir. Aklı ve duygularıyla insan, insandır.
İlk atalarımız yaratıldığında bile her yanımız mucizelerle bezeliydi. Geçen asırlar da beraberinde türlü giz kapılarını aralamış, muhayyilemizin çok ötesindeki armağanları getirmiştir. Bir zamanlar doğa ananın kucağında çırılçıplaktık. Bir döngüde avlıyor, topluyor, çoğalıyorduk; yaşıyorduk. Ateş bizlerin küçük güneşi gibi doğdu, tekerleğin icadı ile bir karış topraktan ibaret olan sınırlarımızı aştık, yazı tüm tarihimize “hoşgeldin” dedi , para yıllarca tahtını koruyabilen tek hükümdar olarak yükselmek üzere saltanatına başladı, pusulayla dünyalar bizim oldu buna karşın barutla nice dünyalar yerle bir oldu. Matbaa milyonları uyandıracak kadar güçlü bir ışık kaynağıydı, telefonla mesafeler yok olmuştu- fakat gelecekte daha neleri yok etmeyecekti ki- , demir kanatlar; semaları halı misali ayağımızın altına serdi. Bilgisayar… İnterneti ve adeta yeni bir çağı başlatan başrolümüzü sahneye davet etti: yapay zeka.
Devrimler tarihin vazgeçilmezi olmuştur; tarım, coğrafya, sanayi ve millet devrimleri… Bana göre şimdilerde devrim sarsıcı fakat eskisine göre sessizdir. Yapay zeka ilk ortaya çıktığı sıralarda bile çoğunlukla bir alışılmışlıkla karşılanmıştır. Tartışılan böylesine bir mucizenin nasıl varolduğu ve neler var edebileceğinden ziyade ne yazık ki pazarlama bütçesi telaşına kapılanların ortaya attıklarıdır. Ütopya veya distopyadan pek uzaklaşamayan senaryolar bir şaheseri basitleştirmektedir. Ayrıca her şeyin nasıl olsa bir izahı vardır diyerek körelmiş meraklarımızla bir tembelliğe adım attığımız da kaçınılmaz bir gerçektir. Fikrimce asıl korkulması gereken eserimizin geleceğimizi ne denli dehşet verici bir şekilde tehdit ettiği değil, kanıksamamızın üşengeçliğimizle birleşip sebep olduğu sinsi ve yavaş yıkımdır. Neticede bir aralar herkesin heyecan, hayranlık ve merakla yaklaşacağı ilahi bir işaret olan yıldırım zamanla yalnız bir avuç fikir yürütmeye zahmet edebilen zihin sayesinde fizikle ilgili sıradan ve sıkıcı bir olaya dönüşmüştür. Hakimiyetimizi kendi eserimiz bize kin kusuyor diye kaybedeceğimizi sanmıyorum. En azından, çok daha olası bir seçenekle “hakimiyet kurmayı umursamadığımızdan” hakimiyetimizi yitiririz. Tarihte ilk devasa devrim sayılan tarım devrimi, Mısırlılar Nil Nehri’nin nasıl taştığının nasılsa bir açıklaması var diye bu olayı küçümseyerek veya üzerine felaket senaryoları kurarak vakit harcasaydı ve diğer medeniyetler de bundan farksız olsaydı epey imkansızlaşırdı sanırım. Velhasıl kelam iyimser,karamsar senaryolar sıralamak hiç yazmak isteyeceğim bir tarz olmaz; bundan yeterince bunaldığımızı düşünüyorum.
Oğlu öldüğünde Solon’a güçsüz ve anlamsız gözyaşları akıtmanın yanlış olduğunu söylemişler. Solon “ Güçsüz ve anlamsız oldukları için akmaları daha iyi ya!” demiş. Sokrates’in karısı “Ah, bu yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar” diye ağlarken Sokrates “ Haklı olarak öldürselerdi daha iyi mi olurdu?” demiş. Olumsuzluğu kati olan bir duruma bile pozitif yaklaşmak mümkün olabilir. Bununla birlikte farklı gözlere, farklı zihinlere sahibiz. Dolayısıyla her birimizin dünyaya bakış açısı bambaşkadır. Aynı olayda kimimiz bahtiyarlığın halelerini görür, kimimiz felaketin çanlarıyla sarsılır. Doğanın doğasında nötr olmak vardır, atomlar gibi olaylar ve durumlar da nötrdür. Onu iyi veya kötü yapacak olan biziz. Bizi diğerlerinden ayırıp biz yapan ise aklımız ve duygularımız. Aklımız - değerli kıvanç kaynağımız- artık tamamen bize özgü olmadığı için benliğimizde bir yerlerde ikaz ışıkları yanıyor olabilir. Öyleyse ne mutlu çünkü hâlâ ilgimizi yitirmemişiz, bize özgü kalmış son şey sayılabilecek duyguları taşıyoruz demektir. Unutmamalıyız; insanı hayatta tutan korkusu, ona refah sunan merakı olmuştur. Bahsettiğim bütün farkındalıkları muhafaza ettiğimiz takdirde hayatımızın merkezinde biz olmaya devam edeceğiz, yapay zeka da bir tehlike değil belki de en büyük destekçimiz olarak yanımızda duracaktır.
Verinin petrolün yerini aldığı yapay zeka çağında Çin katkı sağlayan yüksek nüfusu sayesinde yeni Suudi Arabistan olarak nitelendirilmektedir. Anlaşılacağı üzere yapay zekaya gücünü veren sadece üreticileri değil, büyük oranda bizleriz. Onu kendi yerimize koyamayız, bir akıl asistanını aklın kendisi saymak vezirimize tahtı teslim edip uzaktan neler olacağını izlemekle yetinmeye benzer. Bir öğrenci için eşsiz bir ansiklopedi olabilir lakin öğrencinin kendisinin yerini almamalıdır. Diğer çizgiyi de ahlakımıza çekmeliyiz; duygularımızı ve vicdanımızı yani kalan son kimlik parçalarımızı, onları doğru yönlendirebilecek bilinç seviyesinde sayılmayan bir sisteme teslim ettiğimizde ruhumuzu teslim etmişizdir. Yapay zeka zaman kazandırıcı, bilişsel destek, fırsat ve erişim eşitleyicidir; karar verici otorite, insan yerine düşünen özne, ahlaki pusula yerini alamaz. Matbaa ile düşünmeye gerek kalmaz, hesap makinesiyle matematik biter yanılgılarına düşürdü; internet ile bilgi ve bilgelik karıştırıldı. Yapay zekayla ise veri yığını ve hız asıl zeka sanılıyor. Ancak zeka; sorgulamak, bağlam kurmak, etik sorumluluk almak ve yanlış ihtimali taşımakta yatar.
önceki eser / sonraki eser