Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”


Yazar Rumuzu: sarıyıldız0909

Eser Sıra Numarası: 15012026eser02





                                                                         Aritmetik Gulyabânî

Son sürat bir devinimle 21. yüzyılın bize sunduğu kestirilemez geleceğe doğru ilerken tüm dünyanın kafasını teknolojik platformda sadece bir amansız konu kaşıyor, yapay zekâ. Artık hayatımızın her alanında kendisiyle sıkı fıkıyız, öyle ki Bakanlıklarımız bile bu enteresan kavramı uygulamalarına entegre etmeyi amaçlıyor. Örnek olarak Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in üniversite sınavlarının icrasında yapay zekâ destekli açık uçlu soruların değerlendirilmesine ilişkin projeler hakkındaki açıklamasını verebiliriz. Bunlar ele alınınca, güvenle söyleyebiliriz ki yapay zekâ günümüzde ve özellikle ülkemizde yüksek revaçta. Fakat, bizim bu yazımızda sunup savunacağımız görüş yapay zekâ hakkındaki konsensusa karşı skeptik bir başkaldırı icabındadır. Elbette ki biz Ludist değiliz ve her teknolojik gelişmenin suratına ilkel bir edayla yumruğumuzu vurmuyoruz, biz sadece toplumumuzun yaratıcı, üretken ve teknik damarlarına keskin dişlerini dayamış bu koyun postuna bürünmüş kurda karşı duruşumuzu göstermek isteğindeyiz.

Öyleyse yapay zekânın toplumumuzdaki yerinden, yani sadece Türkiye toplumu ile sınırlı kalmayıp cihan-ı aleme sunduğu tehditlerin ilkinden bahsedelim. Sanatsız bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur, demiş Mustafa Kemal. Estetik tecrübeler, insanın hayatını zenginleştiren yegâne olaylardan biridir, bu hem mevzubahis tecrübeleri deneyimlemek hem de yaratarak başkalarının bu tecrübelerden yararlanmasını sağlamaktır. Eminiz ki okuyucularımız, ChatGPT, Gemini, DALL-E veya Suno gibi bu kulvarda faaliyet gösteren yazılımlarla tanışıktır. En azından “AI slop” dediğimiz o sarı camlı, yapay zekâ tarafından üretilen fotoğrafların sosyal medyada kullanımına şahit olmuşsunuzdur. Reklamlarda, fragmanlarda, film afişlerinde açık veya örtük belirtilerini yakalamışsınızdır. Belki de bir MEB ders kitabının narin sayfalarında görmüşsünüzdür, demek ki bu canavarın kolları bu kadar fazla ve heybetli. En başta bunlar bu herkesin merakını akıllarından alıp kesesine koymuş bu yeni teknolojinin enteresan pratikleri olarak görülebilir, fakat marjinlerin ötesine baktığımızda yapay zekânın 5 yıl önceki niş eğlence amaçlı araç olmadığını görüyoruz. Yapay zekâ kademeli olarak insan aklı dediğimiz şaheserin yerini almaktadır ve bu exodus elbette ki insanlığımız için katastrofik sonuçlar doğuracaktır. Bütün bu insan yaratıcılığının suratına vurulan hakaret yetmezmiş gibi, “sanatkâr” yapay zekânın “ilhamının” kaynağının modelin üzerinde eğitildiği milyonlarca “veri” (yani insan sanatçıların emeklerinin meyveleri) olduğunu hatırlamak da aşağılamaların üzerine biniyor. Gerçekten muazzam safsatalarla iç içe yaşıyoruz, öyle değil mi? Çağımızın Rembrandt, Beethoven, H.G. Wells olma potansiyellerine sahip fertlere, bu derin anlam üretmekten mücerret soygun aracının boyunduruğu altında açlık zinciri vuruluyor ve en vahimi ise buna sadece şahit kalabiliyoruz. Şu nokta da ise sormak gerek: “Neden, herhangi bir yapay zekâ ürünü ‘sanata’ şahit olmuş bir insanın anlayabileceği gibi, daha iyi bir ürün üretebileceği belli olan insanlar yerine yapay zekâ tercih ediliyor?” Cevabı ise çok basit ve bizi ikinci başlığımıza getiriyor, ucuzluk. Ucuzluk yerine ucuz işgücü demek daha doğru aslında. Şirketler sanatçının emeğine karşın ücret ödemek yerine yapay zekâya birkaç klavye dokunuşuyla işlerini hallettirmeyi tercih ediyor. Halihazırda halkla ilişkileri zayıf olan korporasyonların toplumla aralarındaki yarısaydam cama güneşlik film ekleyen bu olay, Microsoft’un kovduğu gazeteciler, Çin’de işi elinden alınan video oyunu illüstratörleri, BlueFocus şirketinde yerini yazılımlar alan dijital satış elemanları gibi sadece sanatçıların değil fakat farklı alanlarda çalışan binlerce mavi ve beyaz yakalıları da adeta dilenmeye mağdur bırakıyor. Esasen, yapay zekânın gelişmesi için dökülen tonlarca araştırma ve para insanların hayatını kolaylaştırmak, öğrencilerin ödevlerden kaytarmalarını basitleştirmek veya komik bir resim/video üretmek kısacası değerli okuyucumuz ve bizim gibi basit insanlara pratiklik sağlamak için değil; tamamıyla mega korporasyonların ucuz işgücü sağlaması ve ileride işçilerinin yerlerini tamamıyla otomasyonlara devrederek maaşlar, sigorta ve işyeri güvenliğinden ettikleri “tasarrufları” hissedarlarına geri vermek için kâra dönüştürmek içindi. Maalesef biz ise toplum olarak ekseriyetle buna kör kalıyoruz. Artık anlamamız lazım girdiğimiz her promptla suça ortak olduğumuzu, kopyaladığımız her metnin, çizdirdiğimiz her resmin bir intihal ve külliyen emek hırsızlığı olduğunu, sorduğumuz her sualin su harcadığını… Su harcamaktan bahsetmişken, o da değinmemiz gereken pek çok sorundan öne çıkan bir madde. Sadece ChatGPT adlı uygulamayı ele alalım. Öncelikle söyleyelim ki bulacağımız rakamın içinde bu “büyük dil modelini” eğitmek için harcanan enerji miktarını katmadık. Bu model sunucuların çalışmasıyla ayakta kalıyor. Sunucular elbette çalıştıkça ısınır, öyleyse soğutmak için ne kullanılmalı? Bildiniz, su. OpenAI’ın verisine göre ChatGPT ortalama bir soru için 0,32 ml su harcıyor. Yine OpenAI’ın verisine göre ChatGPT günde 2 500 000 000 soru alıyor. 2.500.000.000 * 0,32 = 800.000.000 ml yapar, yani ChatGPT günde 800.000 litre su harcıyor. Kişi başı ortalama 100 litre desek 4 kişilik bir aile günde 400 litre su kullanıyor. Bu hesapla ChatGPT günde 2.000 hanenin kullandığı kadar su harcıyor. Bu tartıldığında nispeten iyimser gözükebilir ama asıl göz önünde bulundurmamız gereken detay bize bu 0,32 değerinin bağımsız kaynaklarca değil, OpenAI tarafından verilmiş olması ve buna körce inanmak bariz propagandaya düşmekle eşdeğerdir, ayrıca bu sadece ChatGPT uygulaması için geçerli olan sayı, onlarca bir o kadar ziyaret edilen diğer uygulamaları göz önüne katmadık.

Şimdi ise aynanın önüne oturup kendimize soru sorma, serdiğimiz ipten bağladığımız düğümü çözme vaktidir. Yola çıkarken bohçamızdaki bir soru vardı: “Yapay zekânın toplumumuzdaki yeri nedir?” İmkanların el verdiği kadar cevapladık. Yapay zekânın toplumdan manzum ve yaratıcılığı çeken bir ölüm meleğiyle eşdeğer olduğunu, büyük şirketler tarafından bir gün insanların yerini alıp kapitalizmin çarklarını daha hızlı döndürmek için geliştirildiğini ve biricik gezegenimiz Dünya’ya karşı sunduğu tehlikeleri not ettik. Şimdi de soruyoruz, bütün bunlar hale taze taze aklımızdayken, “Yapay zekânın toplumumuzdaki yeri ne olmalıdır?” Bence cevabını artık sevgili okuyucumuz da biz de çok iyi biliyoruz. Elimiz kanlıdır, bu illetin statükoya evrilmesine izin verdiğimiz için hepimizin eli kanlıdır. Sadece ellerimizi yıkamak için değil; işi elinden alınmış her fert için, emeği çalınan her sanatkâr için, harcanan her mililitre su için yapay zekâya karşı bütün toplum topyekûn bir boykot uygulamalı, şüpheciliği yaymalı ve her hâlükârda yapay zekânın karşısında durmalıyız.






önceki eser / sonraki eser