Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”

Yazar Rumuzu: beyazkuğu3447

Eser Sıra Numarası: 09022026eser01




                                                         YAPAY/SIZ BİR HAYAT

Ne kadar da kolaylaştı her şey değil mi? Şu hayatta bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz hiçbir şey kalmadı şükür… Düşünmek mi, çaba harcamak mı onlar da ne? Kafa yormak… Bu hele kabul edilebilir şey değil, emek harcamak olacak iş mi şimdi?.. Her türlü bilgi dakikalar, yok yok saniyeler içinde önünüzde. Hem de türlü türlü şekilleri ile emrimize amade. Yeter ki dokunacağımız bir tuş ve bakacağımız bir de ekran olsun, gerisi kendiliğinden gelir. Evet, neyden mi bahsediyorum.

Tabi ki yapay zekadan bahsediyorum. Kalemi kâğıdı elime alıp çalışma masama oturduğumda bir an için “Bu kompozisyonu ben neden yazayım ki yapay zekaya sorarım, sayfalar dolusu bana kompozisyon yazar.” diye düşünmedim desem yalan olur. Bunu yapabilirdim, işin en güzel ve en kolay tarafı buydu . Peki ya böyle bir davranış yaptığımda insanlığım nerede kalacaktı, şu ana kadar öğrendiklerim, ahlakım, aldığım eğitimler, kültürüm, tarihim, vicdanım… Bunları nasıl izah edecektim kendi iç dünyama ve size… Kendi “benim”i, nasıl ikna edecektim bu yaptığıma? İhanet etmemiş mi olacaktım o zaman? Her şeyi bir kenara bırakıp yeniden sarılıyorum kâğıda kaleme. Düşünmek ve yazmak en doğalından, kendi kalemimden, en olması gerektiği gibi…

Şu yadsınamaz gerçeği kabul edelim öncelikle: Hayatımızın büyük bir bölümünde teknolojinin imkanlarıyla işlerimizi kolaylaştıran pek çok uygulamayı pek çok soru ve sorunu yapay zekayla hallediyoruz. Bilimin de amaçlarından biri zaten bu değil midir? Bilgileri insanlığın hizmetine sunarak ona hayatı kolaylaştırmak. İnsanlık, en az üç bin yıldır bunun uğrunda mücadele vermedi mi, hep daha ileri gitmenin kapılarını zorlamadı mı? Gelinen bu noktada yapay zekayı inkâr etmek, onu yok saymak elbette ki yanlış bir yaklaşım olacaktır. Astronomiden fiziğe, edebiyattan fenne, tıp biliminden eğitime, kısaca zerreden küreye pek çok şeye kadar yapay zekadan öğreniyoruz . Bu artık kaçınılmaz bir gerçektir çünkü yaşadığımız çağ bilgi ve bilimin aydınlattığı yoldan ilerleyen bir çağdır. Ondan uzak kalmak dünya gerçeklerine sırtımızı döneceğimiz anlamına gelmektir. Zira, bilim karanlık kapıları aydınlığa açan anahtardır. Bizler de bu kapının bekçileri olmalıyız.

Ancak bir de işin diğer tarafı var ki bunu aslında her satırının altını çizerek yazmak istiyorum. Yapay zekâ ile edindiğimiz anlık bilgiler, kolaylaştırdığımız işler, bizi yavaş yavaş insanlığımızdan uzaklaştırmıyor mu? Değerlerimiz, birikimlerimiz, kültürümüz, insanlığımız ve hafızamız yavaş yavaş yapaylığa gömülüp kaybolup gitmiyor mu? Eminim ki hiç kimse artık hafızasında en yakınlarının, annesinin, babasının ve hatta kendisinin bile telefon numarasını tutma ihtiyacı hissetmiyor. Hiç kimse düşünmek istemiyor, kimsenin kitap okumaya da bir hevesi kalmadı. Bir şey yazmak mı o zaten çoktan gömüldü gitti tarihe. Hani biz, insanlık tarihi yazıyla başlıyor demiştik, yazı insanlığın hafızasıdır demiştik, yazmak insan olmanın en büyük erdemidir demiştik… O halde tüm bunlar bir yapaylığın uğruna nasıl olur da son birkaç yılda heba edilebilir ki? Diğer taraftan, insanı diğer bütün canlılardan ayıran şeyin düşünmek yetisi olduğunu kimse inkâr edemez. Peki, ya biz ne yapıyoruz; bu yapaylık karşısında artık düşünme yetimizi hiç kullanmıyor, yavaş yavaş onu da tarihin dehlizlerine atıveriyoruz. Biz, düşünmüyoruz artık, nasıl olsa bizim yerimize düşünecek biri var diyoruz. Biz düşünmüyoruz artık, düşünmek yerine birkaç kelimeyle isteklerimizi ortaya koyuyor ve geri kalanını bu yapaylığın, yapay zekanın vicdanına bırakıyoruz. Bu, böyle giderse yakında insanlık düşünerek elde ettiği tüm kazanımları düşünmeyerek kaybedecektir.



Zamanla düşünerek bilginin menbaına ulaşan insanlık düşünmeyerek bilgiyi de karanlık bir bataklığa gömecektir. Ya da doğru yanlış bize sunulanlara teslim olacaktır. Asıl acı olan şey de araştıracak, bulacak, değerlendirecek aklımız yapaylığa teslim edişimiz. Bize dair insanlığımızı en iyi şekilde ifade ettiğimiz, bütün güzel duygularımız bu yapaylık karşısında boş veriyor, kolaycılığa kaçarak bir de bunu marifet gibi böbürlenerek anlatıyoruz. Ancak diğer taraftan bizden çaldıklarını hiç düşünmüyoruz. Örneğin, Mona Lisa tablosundaki o her fırça darbesinin ruhunu bize kim nasıl verebilir ki? Ya da Ayasofya Camii’ni inşa eden Mimar Sinan’ın tüm estetik duygularını bütün cihan bir araya gelse yapabilir mi? Hangi yapay zekâ bir şairin yüreğinden damıtarak mısralara döktüğü kelimeleri bir araya getirerek daha güzel bir şiir yazabilir, kim Dostoyevski, Tolstoy, J.J. Rousseau‘yu taklit edebilir ki? Kim Karacaoğlan’ın Elif’ini yazabilir, Mevlâna ‘daki “Mevla” sevgisini ortaya koyabilir, kim Şeyh Galip kadar aruza hâkim Hüsnü Aşk mesnevisini yazabilir ki? Siz bir yapay zekayla İstanbul’un fethini canlandıran bir animasyon filmi yapabilirsiniz, izleyebilirsiniz fakat Fatih’in cesareti, azmi, stratejisi ve entelektüel donanımını hangi yapay zekada bulabilirsiniz ki? Siz yapay zekâ ile ancak Mustafa Kemal’in suretini çizebilirsiniz onun fikirlerini, onun düşüncelerini aydınlık yüzünü, öngörüsünü, dehasını muazzam kişiliğini, vatan sevgisini daha sayılamayacak bir sürü özelliğini meydana getirebilir misiniz?

İnsanlık geçmişiyle geleceğe uzanan çok katmanlı kültürel bir varlıktır. Değerleri ile bir bütün halinde, geçmişten aldığı güçle geleceğe yürüyebilir. Binlerce yıldır ortaya konulmuş her eserde hep bir alın teri, bir emek vardır ve insanlık için en önemli şey emek vererek elde ettikleridir. Çaba sarf edilmeden, alın teri dökülmeden, bir mücadeleye girilmeden elde edilecek olanlar sonunda kaybedilecek olanlardır. Bu anlamda bir nisan yağmuru gibi gelip geçici olan, kısa süreli faydaların yine aynı hızla gelip geçeceğini unutmamak gerekir. İnsanlık hafızasıyla vardır ve üzgünüm ki bu yapaylık insan hafızasını her gün bir sabun köpüğü gibi yavaş yavaş eritmektedir. Yapayını bilmem ama bildiğim bir şey varsa her şeyde olduğu gibi zekânın da doğal olanı güzeldir cezbedendir. Tıpkı kokusunu içine çektiğin bir demet kırmızı gül gibi…