Konusu:

“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”


Yazar Rumuzu: sakura0829

Eser Sıra Numarası: 06022026eser01




                                      YAPAY ZEKÂNIN İNSAN HAYATINA DOKUNUŞU

Yapay zekâdan söz edildiğinde genelde aklımızda robotlar canlanır. Her zaman bize faydası dokunan, işlerimizi gören ve kontrolümüz altında olan o robotlar... Sonra birkaç uygulamayı örnek veririz, sonuçta onlar artık insanlardan daha fazla yakınımızdalardır ve her derdimize koşan gerçek “dost”ların yerini tutarlar. Belki zararlar dendiğinde çevreye bakar ve susuzluktan bahsederiz ama bu onların artılarını kapatmaya yetmez. Sonuçta yapay zekâ insana en büyük yarar sağlayan, insan hayatını kurtaran ve ona birçok yeni kapı açan bir sistemdir. Hepimiz basit düşünüp aklımıza ilk gelen şeyleri söylüyoruz. Peki ya göremediklerimiz veya görmeyi reddettiklerimiz? Günümüzde yürürken bile başımızı telefonlardan kaldırmıyoruz ki düşünmeye vaktimiz kalsın. İnsanlar arasındaki iletişim insanın yaratılışına dayanır. Her şeyden önce iletişimle var oluruz çünkü toplumları bir araya getiren de budur. Şimdi bizi bir arada tutan şey yenilikler oluyor, teknolojinin getirdiği yenilikler. Konuşmak istedikçe telefona yöneliyoruz ama hangi yapay zekâ insan duygularını anlamaya yeter ki? İnsana verilmiş en büyük özellikler düşünebilmesidir; düşünebildiklerini anlatabilmesi ve hissedebilmesidir. İnsanı yine en iyi insan anlamaz mı? Hangi yapay zekâ oturup saatlerce derin sohbetlerin içinde olabilir? Yapay zekâ hayatımızda yalnızca otomatik cevapları ve pratik bilgileriyle var olabilir, aksi ise uzun vadede mümkün değildir ama biz nedense yapay zekâyı alıp hayatımızın merkezine yerleştiriyoruz. Bu büyük bir yanlıştır.


Konuşmak istediğimiz zaman yardım aldığımız yapay zekâ insanın yapısını, belki bir yere kadar düşüncelerini bilebilir ama duygularını anlamak konusunda pek de başarılı değildir. Örneğin bir dostumuzun üzgünlüğünü bilsek dahi ne denli üzgün olduğunu anlamak için göz temasına ihtiyaç duymaz mıyız biz de? Bazen sözler değil jestler konuşur ve bu yüzden ilişkilerde birbirimize ihtiyaç duyarız. Son zamanlarda meslekleri bile icat edilmiş robotlar ele geçirmeye başladı, insanların elinden mesleklerini aldı -sözde insanlara kolaylık sağlamak amacıyla mesleklerin arasında bile kendine yer buldu- ama düşününce hiçbir robot insanlığın duygularıyla alakalı bir meslekte kendine yer edinemez. Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişmiş olsa da bu tür işler insanlar tarafından yapılmış bir robota değil, insanın ta kendisine aittir. İnsanın yaratılışında bulunan özellikleri ondan daha iyi anlayacak olan insan icadı robotlar olmamalıdır, duygularımız bu kadar basit değildir. Böyle hassas alanlara dahi yapay zekâyı dâhil etmeyi denemek pek de akıl kârı değildir. Bu, yapay zekânın hayatımızdaki ilk yanlış yeridir. İlişkilerden örnek vererek devam etmek istiyorum. Yine son zamanlarda yapay zekâlar ile yapılan evliliklere şahit oluyoruz. Neden? Çünkü yapay zekâ bizi sürekli dinliyor, bize sürekli destek veriyor ve bizi kıracak davranışlarda bulunmuyor. Öyleyse onu duygusal dünyamıza dahi dâhil edebiliriz diye düşünülüyor ve sanırım isteyen bir şekilde başarıyor. Oysaki insan, yaşamı içinde yalnızca iyi duyguları bulundurmaz. Mutluluk kadar acı da bir gerçektir hayatlarımızda. Bizi gerçekten seven insanlar bizi beyaz yalanlarla kandırmak yerine gerçeği olduğu gibi yüzümüze söyler. Çünkü bir anlık mutluluğun bizi gerçekten ve uzun süreli mutlu etmeyeceğini bilirler. Çünkü bizi gerçekten seven insanlar güçlenmemizi isterler ve insan güçlenmek için acıyı da mutluluk kadar hissetmelidir. Yapay zekâ kurulumuna göre bizlerle iletişimde kalır, bizden kopması için bir komut yeterlidir ama yanımızda olan insanların kalıcılığı bu kadar basit değildir. Bunu sadece aşk olarak değerlendirmemeliyiz üstelik. Dostluk, aile, iş ilişkilerine kadar açılabilir yelpazemiz. Yapay zekâyı hepimiz iyi bir dost olarak görsek de bu göründüğü kadar masum değildir.


Görüntülerimizi ve seslerimizi paylaştığımız yapay zekâ en ufak bir yazılım hatasında bize dair her bilgiyi sızdırabilir. Peki ya gerçek dostlarımız? Bu ikisini şöyle bağdaştırabiliriz; gerçek dostlar ufak küslükler gibi durumlarda sırlarımızı etrafa yaymaz. Peki ya aile? Bu en derin örnek belki de. Hangi yapay zekâ bize aile olabilir? Kaç tanesi doğurmakla başlayıp ufak bir mırıltıdan hislerimizi anlayabilir? Hiçbiri. Aile insanın kendini tanımaya başladığı ilk yerdir. Gerektiği zaman kahkaha ile dolan anılardan, gerektiği zaman iyiliğimiz için yapılan tartışmalardan oluşan sıcak bir yuvanın yeridir. Hiçbir aile süreli ve hızlı mesajlardan, her konuda avutucu yalanlardan, devamlı tekrar eden döngülerden oluşmaz. İnsanların, bizlerin, hiçbir ilişkisi bu kadar basite indirgenemez. Belki de gözümüzü kör eden bu yenilikler bizleri ileri taşımaktan ziyade geri dönüşü olmayan bir geriliğe taşıyordur. Bazı zamanlar eskiden bahsettiğimiz konuları düşünüyorum; robotların dünyayı ele geçirecek olması gibi, bir zamanlar uçuk olan bu düşünce ve bu şimdi imkânsız gelmiyor. Bu neden mümkün olmasın ki? Yapay zekâlar hepimizin hayatında çok önemli noktalarda yer alıyor. Karpuz seçen 1 insanlar bile artık manavdan yardım almak yerine ilk önce yapay zekâya sarılıyor.




Duygularımızda başlayan bu çürüme belki de yakın zaman içinde bize en büyük zararı verir ve bizi yapay zekâdan ayıran özellikleri ortadan kaldırır. Yapay zekâya asimile olmamız pek de şaşırtıcı değil çünkü ikili ilişkilerimizde bile göndereceğimiz mesajları o belirliyor ve üçüncü bir “kişi” olarak araya giriyor. Belki de hayatımızda benimsediğimiz ve yokluğunu düşünemediğimiz yapay zekâ bizi benliğimizden ayırmak için vardır. Bir insana verilecek en büyük ceza, hislerinin elinden alınmasıdır. Çağımızda ise bunun bir ceza olduğunun farkında olmadan her işimizi yapay zekâya yaptırıyor ve kendimizi ödüllendirdiğimizi, işlerimizi kısalttığımızı sanıyoruz. Etrafa bir kez dikkatlice baksak telefona gömülü yüzlerin aslında o kadar da mutlu olmadığını ve büyük bir eksiklik içinde olduğunu fark edebiliriz. Biz insanlar, duygusal bir eksikliğin içindeyiz. Sevgi, kalpler arasında olan derin bir bağdır ve yapay zekâ bir kalbe sahip değildir.

Kalbi olmayan bu sistemler yalnızca sahip oldukları bilgileri kullanırlar, bu bilgiler de insanlar sayesinde vardır ve kalpsel konularda yanımızda olamazlar. Bırakın sevgiyi “seni anlıyorum” lafı bile düpedüz bir yalandır. Yapay zekânın beyaz yalanlar zinciri ise bir çağı kapsamaktadır. Birbirimizden uzaklaşıp yapay zekâya yaklaşarak aslında kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz. Sonuç olarak yapay zekânın hayatımızdaki yerini çok yanlış anlamak bizi geri dönüşü olmayan bir yola sürüklüyor ve yolun sonuna gelmeden o yeri değiştirmeli ve yapay zekâyla aramızda hatırı sayılır bir mesafe bırakmalıyız.




önceki eser / sonraki eser