Yazar Rumuzu: ukiyo0000
Eser Sıra Numarası: 23022026eser11
Denklemin Artığı: İnsan
“Yapay zekâ birçok işi kolaylaştıran, bazılarının deyişiyle dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getiren 21. yüzyılın en önemli buluşudur. Eğitimde, sağlıkta, sanatta, fikirler üretmede kullanılır. Çoğu insan yapay zekayı çok yerinde bir buluş, harika bir araç olarak görür.” Veya “Yapay zekâ topluma zarar verir, küresel ısınmaya sebep olur, sorumluluk alamayan bireyler yetiştirir.” Yazım, yapay zekanın yararlarına ya da zararlarına değinen bir yazı olsaydı muhtemelen bu başlangıçlar yerinde olurdu. Fakat daha farklı bir amaç için yazıyorum bu sefer. Amacım aslında ne kadar ileri gidebileceğine değinmek fakat yapay zekanın değil, insanların.
“Asıl sorun makinelerin düşünüp düşünmemesi değil, insanların düşünüp düşünmemesidir.” demiş B.F Skinner. Fikrimce çok derin bir söz. Sorunun insan üretimi olan bir zekanın bu kadar iyi bir taklitçi olmasından ziyade insan beyninin bu kadar basitleşmesine vurgu yapıyor. Şunu kimse inkâr edemez, yapay zekâ iyi bir yardımcı araçtır. Fakat sadece bir yardımcıdır. Asıl problem artık bir yardımcı olmaktan çıkıp sizin yerinize düşünen, tasarlayan, hayal kuran bir varlık haline geldiği zaman başlar. İnsan böyle yaptığında, doğuştan sahip olduğu üstün bir niteliğini aynen o nitelikle yarattığı daha az üstün bir olguya bırakır. Hatta bu durum hoşuna gider çünkü zahmetsizdir. Çünkü kendi yapabileceğinden daha iyi bir sonuç çıkaracağını düşünür yapay zekanın. Belki mükemmel değildir. En azından çoğu konuda insanlardan daha iyi bir iş çıkarabilir o kişinin düşüncesinde. Ama böyle düşünenlerin atladığı bir nokta vardır:
Yapay zekayı ne kadar kapsamlı, karmaşık ve detaylı hale getirirsek getirelim o her zaman geçmişi yansıtır. Fakat insan geleceğin belirsizliğini taşır. Yapay zekâ geçmişe yönelik çalışır oysaki insanın hata yapma, adımları atlama, kazara öngörülemeyen yeni bir şey yaratma yeteneği geleceğe bir vurgudur. Belki geçmişe entegrasyonunu yapabiliriz yapay zekanın fakat geleceği isteyerek ya da istemeyerek tasarlatamayız. İnsan zekasının en üstün yönlerinden biri de budur işte, hata yapma yeteneği. Her şeyi mükemmel yapmaya yönlendirilmiş bir olguya hata yapmayı nasıl öğretebiliriz ki? Bence öğretemeyiz çünkü hatalar öğrenilerek yapılmaz. Hata yapma kabiliyeti doğuştan gelir ve öğrenilmiş yanlışlık, kazara yapılan bir şey yani “hata” olamaz. İnsanlar yapay zekanın yapabildiklerinden ve gelecekte neler yapabileceğinden bahsedip duruyor. Ama bence asıl konuşulması gereken neler yapamayacağı. Bahsettiğim gibi hata yapmanın lüksüne sahip değil, geleceğe yönelik olmadığını savunuyorum. Ve bence düşünemez de. Yapay zekâ sadece onu tasarlayanların ona kodladığı bilgileri akıl kütüphanesinden çıkarıp kullanıcıya sunar. Yani sonsuz bilgiler tüneline erişimi vardır ama zekaya dahası duygusal zekaya da sahip değildir. Belki bütünü parçalara ayırır ya da parçaları bir bütün haline getirir. Ama kaynakları haricinde kalan bir bilgiyi değerlendiremez. Şöyle düşünün:
Ben bu yazıda halihazırda değinmiş olduğum bir kavramı yeniden adlandırdım ve ona “Gisfarpe” dedim. Yeniden adlandırmayı seçtiğim sözcüklerin ne olduğunu tahmin edebilir misiniz?
İnsanlar bile bunu yapamazken, sonsuz hayal gücüne sahip gerçekten düşünen, özgün canlılar- aynen o insanların elinden çıkan bir olgu bunu nasıl başarabilir? Bu arada Gisfarpe olarak isimlendirdiğim kavram “yapay zekâ”ydı. Belki şansınız yaver gitti. Okumuş olduğunuz türlü çeşit kelimle içinden Gisfarpe sözcüğünün yapay zekâ anlamına geldiği yönünde bir tahmin yaptınız. Eğer işler böyle gerçekleştiyse zaten doğru bildiniz. Aksi durumda ise dert etmeyin çünkü sadece tahmin ettiniz. Ne yaptınız? Tahmin ettiniz. Tahmin, yani belli bir konuda akıl yürütme, bir fikir öne sürme. Bu yazıyı okuyan sizlere sesleniyorum. Gisfarpe tahmin edemezdi. Onun yapacağı, o antropik tünelden çıkardığı bilgilerden bir demet sunmak olurdu sizlere. Kelimeyi parçalar farklı kökenlerde ne anlama geldiğini anlamlandırmaya çalışırdı. Neden sonuç ilişkisi olmayan konularda tahmin yürütme çok özel bir yetenektir. Gisfarpe bağımsız bağlamlar arası ilişki kuramaz. Bu kelime metaforuyla size bunu yansıtmak istedim. Asıl isteğim o kelimenin ne olduğunun bilmesi veya bilmemesi değildi.
Kelimelerin yerine duyguları, hayalleri, düşünceleri koyduğunuzda işte o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Birbirinden bağımsız duyguları, hisleri, hayalleri, umutsuzlukları ve umutları, bir insanın mekaniklikten uzak karmaşık iç dünyasını ve belki de herkesin içinde taşıdığı ama anlamlandıramadığı o hissi Gisfarpe nasıl anlamlandıracak. O yepyeni ve taze duyguyu; bazıları için ise ruhlarını tutsak eden hiç duyulmamış o tuhaf hissiyatı, birbirinden bağımsız hisler karmaşasını nasıl bağdaştıracak?
Şimdi size böyle söylediğimde bunu başarabilen bir varlığın düşüncesi çok ütopik sayılabilir. Hayalperest bile dersiniz muhtemelen. Ama düşününce psikologların, yaptığı bundan farklı değildir. O duygu karmaşasını çözümlerler. O üstü kapalı metaforları, sönmüş umutları, hayalleri ortaya çıkartırlar. Hatta iyi bir psikolog zihnin kütüphanenizdeki tozlu rafların birinden eski bir anıyı çekip çıkartmışsınız gibi hissettirir. Öte yandan Gisfarpe’ye bu kargaşadan söz edecek olursanız size adını bile ilk defa duyacağınız bir rahatsızlıktan bahseder. Büyük ihtimalle delirdiğinizi sanırsınız. Tam da bu yüzden yapay zekâ sizin mentorunuz, psikoloğunuz, düşünürünüz, tasarımcınız, bilgeniz değil sadece yardımcı öğrenme aracınızdır. Aslında Gisfarpe’de olayları mantık zeminine oturtmamı sağlayan basit bir metafordan fazlası değildi. Çünkü bazen basit bir metafor, zihinlerimizdeki donuk duran düşünceleri harekete geçirmekte uzun yazılardan daha etkili olabilir.
İşin diğer bir boyutu ise tartışılmaz duygulardır. Hatta sadece bir boyuttan öte bu yazının odak noktası. İnsanı robottan ayıran en gerçek üstünlük.
Bir insanın hayatta olması ile yaşaması farklı kavramlardır. Her yaşayan hayattadır ama her hayatta olan yaşamaz. Yaşamak her saniye hissetmektir, düşlemektir, inanmaktır. En önemlisi tutku duymaktır, birine veya bir şeylere. Gisfarpe dünyaları bilebilir ama dünyaları anlayamaz.
Kendisi dünyayı hesaplayabilir ancak bir çocuğun merakını, sanatçının tutkusunu ya da basit bir hata yapmanın lüksünü ve zevkini asla bilemeyecektir. Biz verimlilikten çok anlamı arayan hesaplanarak anlamlandırılamayan değişik yaşayanlarız. Yaşayanlar, hayatta olanlar değil. Bu nedenle yapay zekanın varlığı bizi teknolojiye değil kendimize yaklaştırmalıdır. Sonuçta makine bilgiyi sayar insan ise bilginin ağırlığını tartar. Gisfarpe bu ağırlığın altında çökerken insan ise terazinin hafif kefesi olarak yükselir. Yapay zekadan bu kadar çok şey beklemek yerine belki de kendimize daha çok güvenmeliyiz. Çünkü sınırları biz çizeriz, yolları biz oluştururuz. Yapay zekâ da o yollardan ancak yürüyebilir. Onun sınırları kodları değil bizim zihnimizin içi, hayal gücümüzün görünmez duvarıdır. Fakat şunu unutmamak gerekir ki o da yolların bağlandığı yeri, varış noktasını insan zihni olarak çizersek sınırlara uymasına gerek kalmayacak; mutlak gücü elde etmesi hiç de imkânsız olmayacaktır. Bu durumu bir anneyle çocuğuna benzetebiliriz:
Anne çocuğunu büyütür, geliştirir, bilgilerle donatır ve onu dış dünyaya karşı eğitir. Çocuk artık olgunlaştığında evden ayrılır ve kendine yeni bir hayat çizer. Bu durumda onu doğuran -yaratan- kişiye hala bağlı kalacağını ve hala ona muhtaç bir durumda olacağını düşünmek sadece geleceğe yönelik hareket edememektir. Sonuç olarak bu yazıyla yapay zekanın perde arkası tarafına değinmek istedim. Yapay zekanın hayatımızdaki yerinin ne olduğundan, yeteneklerinden, yaralarından ve zararlarından çokça bahsediliyor. Umarım hayatımızdaki yerinin ne olmadığını ve olamayacağını anlamak ilham vermiştir.
Mantığımız ve bizi ondan ayıran en üstün niteliğimiz olan duygularımızla düşünelim. Gisfarpe’nin hayatımızdaki yeri, kodun karmaşıklığı ile değil; onu kullanırken gösterdiğimiz insani tedbirin basitliği ile ölçülecektir.
önceki eser / sonraki eser
Konusu:
“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”