Konusu:
“Yapay zekanın yaşamınızdaki yeri nedir, ne olmalıdır?”
Yazar Rumuzu: aylak0209
Eser Sıra Numarası: 22022026eser02
YAPAY OLANIN GÖLGESİNDE İNSAN
İnsanlık tarihi boyunca gerçekleşen her büyük icat yalnızca insanın yaşam biçimini değil, insanın kendine ve dünyaya karşı olan görüşünü şekillendirdi; ateş doğayı, matbaa bilgiyi, makinalar ise emeği dönüştürdü. Bugünse insanlık, kendi görüşünü gerçekten çok daha öteye geçen, kendi düşünme yeteneğini taklit edebilen bir teknoloji olan yapay zekâ ile karşı karşıya. Artık makinalar yalnızca kas gücümüzü değil tercihlerimizi, kararlarımızı ve hatta hayal gücümüzü bile etkilemeye başladı. Günümüzde bireyler ve toplumlar, algoritmaların önerileri ile seçim yapıyor, otomatik sistemlerin kararıyla yönlendiriliyor ve dijital platformların belirlediği kurallar doğrultusunda faaliyet gösteriyor. Kullandığımız navigasyondan, karşımıza çıkan alışveriş önermelerine kadar hepsi dijital sistemlerin desteğiyle beraber değişiyor. Bu dönüşümün başını çeken etken ise makinaların verileri işleyerek öğrenebilmesini ve üretmesini sağlayan yapay zekâ teknolojisinin hayatımıza entegre olması. Ancak teknoloji ile kurduğumuz bu samimi ilişki bir noktada teknolojiyi bir araştırma aracı olmaktan çıkararak insan yaşamında bir temel ihtiyaç haline getirdi.
Tam bu noktada Martin Heidegger’ın teknoloji görüşüne daha yakından bakmak yararlı olabilir. Heidegger’e göre teknoloji, insanın dünyayı algılama biçimini dönüştürür. Bu dönüşümün sebebi teknolojinin varlıkları sadece belli bir düzende sunmamasıdır. Bu durum teknolojinin varlıkla olan ilişkisinin temelini de oluşturur. Ayrıca teknolojiyi bir çerçeveleme (gestell) olarak tanımlar. Bu, insana modern dünyada karşılaştığı sorunlara karşı yalnızca “teknolojik çözümler” üretmeye ve dünyaya karşı tek tipleşen dogmatik bir bakış açısını kabul etmeye zorlar. Tek tip olarak açıkladığı bu bakış açısı ise insanı dünyaya bir “kaynak deposu” olarak bakmaya iter. Mesela bir akarsu aynı zamanda hidroelektrik üretilecek bir enerji kaynağı iken, bir ağaç ise insanın içinde yaşayacağı evin temelleridir. İnsan eğer kendisini bu arayışa sokarsa başta kendisi olmak üzere doğanın da teknolojinin de sınırlarını zorlar ve fark etmeden kendi varlığı ve dünya ile kurduğu bağı zayıflatır. Böylece teknolojiye hükmettiğini sanarken aslında dünyayı ve kendini teknolojinin ellerine teslim eder. Bu da gelişmeye devam eden dünyada bizlere şu soruyu sorar; peki tüm bunların tam ortasındaki insana ne olacak?
Yapay zekanın artık yaşamımız için bir merkez haline geldiğini kabul ettiğimizde teknolojinin toplumsal değişim sürecinde temel ve doğrusal bir rol oynadığını görürüz. Felsefede bu yaklaşım teknolojik determinizm olarak isimlendirilir. “Teknolojik determinizm, teknolojiyi veya teknolojik ilerlemeleri toplumsal değişim süreçlerindeki merkezi nedensel unsur olarak tanımlayan bir yaklaşım olarak tanımlanmıştır. Teknoloji istikrar kazandıkça, tasarımı kullanıcıların davranışlarını dikte etme eğilimindedir ve sonuç olarak "teknolojik ilerleme toplumsal ilerlemeye eşittir" denmektedir.” (Wikipedia, Technological determinism) Bu bağlamda incelediğimiz zaman teknoloji şu anda toplumun ilerlemesini temsil etse de ileri ki zamanlarda belki de toplumun ta kendisi haline gelecektir. Oysaki insan sosyal bir canlıdır ve yapay zekâ gibi “yapay” unsurların bu yaşantının içeresinde mutlaklaşması onda bir süre sonra birtakım etkilere yol açabilir. Örneğin; pandemi öncesi öğrenciler okula gitmek, çalışan kesim ise ofislerde çalışmanın geldiğimiz teknoloji çağında gereksiz olduğunu dile getirirken pandemiyle beraber biz okullarımıza karşı, çoğu çalışanda ofislerine hasret kaldı. İnsanların bu denli küçük şeylere bile hasret kalması bize insanın ne olursa olsun bir sosyalleşme arayışı içinde olduğunu ve teknolojinin bunun yerini kolay kolay alamayacağını gösterdi. Ayrıca dünya yüzyıllardır herkes için dönmüyor. Yapılan her icat birilerine kazandırırken, bazılarına harcatıyor ve bazılarına da ne yazık ki hiç ulaşamıyor. Yine pandemide tüm dünya teknolojiye muhtaçken kırsal kesimin çoğunluğu bırakın teknolojiyi, yapay zekayı daha elektrik, yiyecek gibi temel ihtiyaçlara bile ulaşamıyordu ve toplum tüm bunlara adeta göz yumdu. Bu yüzden yapay zekâ her ne kadar koskoca bir dünyaya yayılmak istense de fırsat eşitsizlikleri bu olayın gerçekleşmesi karşısında büyük bir engel olmayı sürdürecektir. Bugün sormamız gereken asıl soru, yapay zekanın hayatımızda yer alıp almamasından çok insanlığın geleceğini şekillendiren bu teknolojiye ne ölçüde yer açacağımız ve karşısında ne gibi sınırlar çizeceğimizdir.
Bu meseleyi iki açıdan değerlendirebiliriz. İlki, yapay zekanın insanı ikame etmemesi gerektiğidir. İnsanı makinadan ayıran en önemli etkenlerden biri insanın hata yapabilme kapasitesidir. Örneğin; artistik buz pateni, dağcılık, Formula 1 gibi adrenalin dolu sporları izlerken her birimizin ekrana kitlenmesinin sebebi izlediğimiz sporcunun herhangi bir hatasının sonucunda olabilecekleri düşünmemizdir. Eğer yapay zekâ gibi teknolojiler bu alanları işgal etmeye başlarsa bu sporlar bizim için risksiz ve monoton bir hal alır. İkincisi ise yapay zekanın hayatımız için bir amaç olmaktan çok insan yaratıcılığının sınırlarını zorlayacak bir enstrüman hale gelmesini sağlamaktır. Artık müziğin bile birkaç komutla beraber dakikalar içerisinde üretildiği bu dünyada, sanatta, edebiyatta ve daha birçok konuda öznellik insanların üretmeye karşı olan isteksizliği yüzünden yavaş yavaş kayboluyor. İnsanın öznel yaratıcılığının yerini yapay zekanın tek tipleşmiş kalıplarına bırakması onu mutlaka bir gün yaşadığı bu dünyaya karşı yabancı hale getirecektir. Sonuç olarak yapay zekâ, İnsanlığın ulaştığı en güçlü teknolojik eşiklerden biri olsa da geleceğin yönünü belirleyecek olan yine insanın çizdiği sınırlar olacaktır. Teknolojiyi insanın yerine geçen bir güç olmaktan çıkararak insan potansiyelini geliştiren bir araç olarak konumlandırabildiğimiz sürece gelişmekten söz edebiliriz. Çünkü insanı merkezde tutan bir teknoloji, yalnızca hayatı kolaylaştırmakla kalmaz; aynı zamanda daha adil ve üretken bir dünyanın kapılarını açar.
önceki eser / sonraki eser